1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

"Erdoğan Biden'a el uzatmış oldu"

27 Kasım 2020

Merkel'in Türkiye'ye sert yaptırımlara izin vermeyeceği, Biden'ı bekleyeceği görüşünde olan Timothy Ash, "Erdoğan'ın bir uçurumun ucundan çekilip alındığını düşünüyorum" diyor. Ash, DW Türkçe'nin sorularını yanıtladı.

https://p.dw.com/p/3lwOx
24 Temmuz 2016, Biden Başkan Yardımcısı olarak Ankara'yı ziyaret etmişti
24 Temmuz 2016, Biden Başkan Yardımcısı olarak Ankara'yı ziyaret etmiştiFotoğraf: picture alliance/AP Images/K. Ozer

Uluslararası piyasaların Türkiye'ye bakışını en yakından izleyen uzmanlardan olan Londra merkezli Bluebay Asset Management'ın Gelişmekte Olan Piyasalar Kıdemli Stratejisti olan Timothy Ash, Berat Albayrak'ın Hazine ve Maliye Bakanlığından istifası, Erdoğan'ın reform vaatleri ve ılımlı mesajlarının, ABD'nin müstakbel başkanı Joe Biden ile dünyada yaşanacak değişime ayak uydurma çabası olduğu kanısında. Ash, "Biden'ın göreve başlamasıyla ABD ve AB, Türkiye'ye yönelik ortak bir yaklaşım benimseyeceklerdir. Erdoğan'ın son haftalardaki mesajlarının da ufukta görünen bu gelişmelere yönelik bir manevra olduğu kanaatindeyim" diyor. "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bir uçurumun ucundan çekilip alındığını düşünüyorum" diyen Ash, Türkiye'nin Batı'nın bir parçası olduğuna vurgu yaparak "Almanya Başbakanı Angela Merkel, Türkiye'ye karşı kapsamlı, esaslı yaptırımların kabul edilmesini engelleyecektir. Merkel, Biden'ın göreve başlamasını bekleyecektir. Ondan sonra AB ve ABD, Türkiye konusunda ortak bir tutum takınacaktır, sorunların çözümüne odaklanacaktır" öngörüsünde bulunuyor. Timothy Ash, Erdoğan'ın ekonomide ve dış politikada attığı son adımlarla ilgili olarak DW Türkçe'nin sorularını yanıtladı.

Bluebay Asset Management'ın Gelişmekte Olan Piyasalar Kıdemli Stratejisti olan Timothy Ash
Bluebay Asset Management'ın Gelişmekte Olan Piyasalar Kıdemli Stratejisti olan Timothy AshFotoğraf: BlueBay Asset Management LLP

DW Türkçe: Türkiye ile Katar dün imzaladıkları 10 anlaşmayla "stratejik" olarak nitelendirdikleri ilişkilerini daha da derinleştirdiklerini duyurdu. Türkiye Varlık Fonu bünyesindeki Borsa İstanbul'un yüzde 10 payının Katar Yatırım Otoritesi'ne devredilmesi büyük yankı uyandırınken, kimi çevrelerde de yoğun tepkilere yol açtı. Siz iki ülke arasındaki ekonomik ve finansal işbirliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Timothy Ash: Türkiye'nin piyasalar bakımından son aylarda baskı altında olduğu çok açık ve görünen o ki Katar, müttefiki Erdoğan'a arka çıkmaya çalışıyor. Erdoğan'ın, Katar Emiri ve ailesiyle ilişkileri çok güçlü… Katar, Türkiye'ye mali desteğini, zaten 2018'de açıklanan 15 milyar dolarlık paketle duyurmuştu. Dün tanık olduğumuz, bu paket kapsamında yer alıyor, yeni bir mali kaynak söz konusu değil anlayabildiğimiz kadarıyla. 15 milyarın 5 milyarını swap (döviz takası), 5 milyarını kredi, diğer 5 milyarını da yatırım oluşturuyordu. Daha sonra 5 milyar kredi, swap kapasitesinin artırılması için kullanıldı. Ama 5 milyar yatırım meselesinde çok da yol alamamışlardı. İşte kanımca Katar'ın taahhüt ettiği o 5 milyarlık yatırım, dün imzalanan mutabakatlar için kullanılacak.

Dünkü mutabakatlar ışığında Katar'n bu yatırımlardaki kazanımlarını nasıl görüyorsunuz? Bunların Türkiye'ye de gerçekten büyük bir katkısı olabilir mi?

Katarlıların "Türkiye'ye para saçalım" diye düşünecek halleri yok tabii ki, gayet tabii ki kazançlı yatırımlar yapmak istiyorlar. Yatırım taahhütlerini yerine getirmelerinin bu kadar zaman almasının arkasında yatan neden de ilginç, değecek yatırımlara bakmış olmaları… Borsa İstanbul çok iyi bir yatırım. Ve bu galiba 2019'da, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası'nın (EBRD) eski hissesi… Halkbank'ın eski yöneticisi Hakan Atilla'nın Borsa İstanbul Genel Müdürü olarak atanmasından sona sorun yaşanmış ve o dönem EBRD hissesi, Türkiye Varlık Fonu tarafından satın alınmıştı… Katarlılar açısından bu yatırımlar gayet tabii ki mantıklı, paralarını kötü projelere yatırmak istemezler…

Katar'la bu işbirliği adımlarının ekonomi büyük sınamalarla karşı karşıya olan Türkiye'ye etkisi ne olur?

15 milyar epey büyük bir miktar gibi görünse de, Türkiye'nin karşı karşıya olduğu sorunların boyutuna baktığınızda çığır açabilecek bir mahiyette değil tabii ki. Yani olumlu tabii ama sorunların çözümü için yeterli değil. Türkiye'nin 200 milyar dolarlık yabancı kaynak arayışını dikkate aldığınızda ya da döviz kurlarına başarısızlıkla sonuçlanan müdahalelerin yol açtığı ve 140 milyar doları bulan devasa boyuttaki döviz rezervi kaybınını göz önünde bulundurduğunuzda, 15 milyar çok da bir anlam ifade etmiyor…

Erdoğan'ın acilen yabancı yatırımcılara ihtiyaç duyduğu, reform vaadiyle de bunu sağlamaya çalıştığı belirtiliyor. Peki uluslarası finans çevreleri, yabancı yatırımcılar, Erdoğan'ın bu beklentisine yanıt vermek için tam olarak Türkiye'den ne bekliyor?

Geçmişte buna benzer açıklamalar yapmış olsa da az da olsa değişim umudu var ve reform vaadi olumlu tabii. Ne yazık ki son yıllarda yabancı yatırımcılar Türkiye ekonomisinden adeta ayaklarını kestiler. Türkiye'deki iç siyaset daha çetrefil bir hal aldı. Erdoğan ekonomiyi ucuz kredilerle canlandırmaya çalıştı, ne yazık ki Merkez Bankası'nı, ekonomiye kredi pompalamak için kullandı. Merkez Bankası'nın bağımsızlığının erozyona uğradığına tanıklık ettik. Düşünün ki bugün Türkiye Merkez Bankası’nın net uluslararası rezervleri, muhtemelen 40 hatta 50 milyar dolar tutarında ekside. Yani Türkiye'nin Merkez Bankası borca battı. Hiçbir merkez bankası bu durumda olmak istemez. Ama son günlerde olumlu bazı gelişmeler var. Erdoğan, Berat Albayrak'ın politikalarının yanlışlarını gördü, Albayrak istifa etti, ekonomide yeni bir ekip var, Merkez Bankası'nın yeni başkanı Naci Ağbal, güvenilir bir teknokrat, doğru adımlar atıyor ve bunlar olumlu gelişmeler, cesaret verici.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın damadı ve Hazine Bakanı olan Albayrak'ın tam olarak da anlaşılamayan bir şekilde görevinden ayrılmasını ve bunu izleyen günlerde Erdoğan tarafından yapılan açıklamaları, reform vaatlerini neye bağlıyorsunuz?

Erdoğan ılımlı sinyaller verdi. Aslında ABD'de yeni başkan seçilen Joe Biden'a bir anlamda el uzatmış oldu. Biden'ın göreve başlamasıyla ABD ve AB, Türkiye'ye yönelik ortak bir yaklaşım benimseyeceklerdir. Erdoğan'ın son haftalardaki mesajlarının da ufukta görünen bu gelişmelere yönelik bir manevra olduğu kanaatindeyim. Erdoğan'ın bir uçurumun ucundan çekilip alındığını düşünüyorum. Çünkü Türkiye, ciddi bir boyutta izole edilebilir.

ABD'de S-400 yaptırımları masada. Avrupa'da ise, 10-11 Aralık'ta Türkiye ile ilişkilerin ele alınacağı AB liderler zirvesi öncesinde Fransa, Yunanistan gibi ülkelerin yaptırım çağrıları artıyor…

Son yıllarda Türkiye'ye yönelik pek çok yaptırım çağrısı oldu. Ama hiç biri uygulanmadı. AB'nin zirvesinden sert bir açıklama çıkabilir ama Almanya Başbakanı Angela Merkel, Türkiye'ye karşı kapsamlı, esaslı yaptırımların kabul edilmesini engelleyecektir. Merkel, Biden'ın göreve başlamasını bekleyecektir. Ondan sonra AB ve ABD, Türkiye konusunda ortak bir tutum takınacaktır, sorunların çözümüne odaklanacaktır. Çünkü sorunların tamamı çözümlenebilir nitelikte.

Batı'nın Türkiye ile ilişkileri konusunda oldukça iyimser yorumlarda bulundunuz. Bu değerlendirmenizi biraz açar mısınız?

Nihayetinde Türkiye, Batı'nın bir parçası, Batılı ülkelerin stratejik bir partneri, NATO müttefiki ve çok önemli bir ülke. Türk halkının yüzü Batı'ya dönük. Çocuklarını ABD'de Avrupa'da okutuyorlar, tatillerini Batı'da yapıyorlar, alışverişlerini Batı’dan yapıyorlar. Moskova'ya değil, Batı’ya gidiyorlar. Ve Joe Biden'ın başkan olduğu ABD, Türkiye'ye yeniden Batı ittifakına geri dönmesini sağlamak isteyecektir. Biden için en büyük tehditler Rusya ve Çin. Ve eğer Rusya, Türkiye'den Batı'yı koparacak olursa işte bu Putin için çok büyük bir galibiyet olur. Bu nedenle Biden gerçekten de Türkiye ile ilişkilere önem atfedecektir. Erdoğan'ı bazı sorunların çözümü için ılımlı bir çizgiye çekmeye çalışacaktır. Bakın bazı mutabakatların sağlanması gerekiyor. Mesela Doğu Akdeniz meselesine gerçekçi bir yaklaşımla bakın. Her iki taraf için kazan kazan durumu oluşturabilecek mutabakatların sağlanması mümkün. Yeter ki aklıselim insanlar masaya oturarak çözüm yolları arasın. Biden bunu yapmak isteyecektir. Hem Türkiye'nin Batı'ya hem de Batı’nın Türkiye'ye ihtiyacı var…

Türkiye'de son yıllarda Batı ile ilişkilere alternatif ittifaklar olduğunu savunan kesimler, Ankara'nın dış politikada daha sert bir çizgi izlemesini istiyor. Ancak görünen o ki, Türkiye ekonomisini zora girdiği bir dönemde, desteğe gelen, yardım elini uzatan kimse olmadı? Siz ne düşünüyorsunuz?

Gerçekler şu: Türkiye'ye doğrudan yabancı yatırımların üçte ikisi, ticaretin yine üçte ikisi ve finansmanın da üçte ikisi ABD ve AB kaynaklı. Albayrak 2018'de Moskova'ya gitti, Körfez ülkelerine gitti, para bulduğu tek yer Katar oldu… Türkiye çok derin bir şekilde Batı’ya entegre bir ülke. Batı'nın bir parçası. Rusya Türkiye'ye para verecek değil… Trump döneminde Batı bölündüğü için, küresel olarak popülist milliyetçilik öne çıktığı için, Erdoğan da bu işe dahil oldu. Biden döneminde gündem çok taraflılık olacak. Batı ittifakı yeniden inşa edilmeye çalışılacak. Türkiye de güçlü bir Batı ittifakının mı üyesi olacak, yoksa yalnız mı kalacak, ya da Rusya'nın müttefiki bir ülke mi olacak, buna kendisi karar vermek zorunda kalacak.

Değer Akal

© Deutsche Welle Türkçe