1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

AB bütçesi Türkiye’ye umut vermedi

5 Mayıs 2018

Avrupa Komisyonu’nun 2021-2027 yılları için hazırladığı bütçe önerisi Batı Balkan ülkeleri için "üyelik" hedefini yansıtırken Türkiye’ye umut vaat etmiyor. Uzmanlar mali yardımlarda kesinti olabileceğini kaydediyor.

https://p.dw.com/p/2xD8w
Symbolbild EU Türkei
Fotoğraf: Getty Images/C. McGrath

Avrupa Komisyonu’nun 2021-2027 yılları için hazırladığı bütçe önerisi, Türkiye’nin tam üyelik perspektifinin daha da zayıfladığını ortaya koydu.

Batı Balkan ülkeleri Sırbistan, Karadağ, Bosna Hersek, Kosova, Makedonya ve Arnavutluk’u, kriterleri karşılamaları halinde 2025 yılında AB’ye kabul etmeye hazırlanan Birlik, Türkiye ile ilişkilerini ise giderek "üyelik perspektifi" yerine "komşuluk ilişkileri" bağlamına oturtmaya devam ediyor.

Avrupa Komisyonu, üyeliğe hazırlanan ülkelere verilecek mali yardım bütçesini 2021-2027 döneminde toplam 12 milyar 865 milyon euro olarak öngördü. Katılım öncesi mali yardım bütçesi 2014-2020 yılları için, 11 milyar 698 milyon euro olarak belirlenmişti.

Uzmanlar, bu rakamların, AB’nin gelecek 10 yılda Türkiye’nin AB üyeliğini gerçekçi görmediğinin bir göstergesi olduğunu düşünüyor, hatta Türkiye’ye yönelik mali yardımlarda da kesinti olabileceği konusunda uyarıyor. Avrupa Komisyonu’nun bütçe önerisinde kullandığı ifadeler de bu görüşü destekliyor.

2 Mayıs’ta kamuoyuna açıklanan belgede, aday ve potansiyel aday ülkelere verilecek yardımlara ilişkin bütçenin, "Batı Balkanlar Stratejisi bağlamında konumlandırıldığı" vurgulanıyor, ayrıca bunun "Türkiye ile ilişkilerdeki gelişmeleri yansıttığı" ifade ediliyor.

AB hangi mesajı verdi?

DW Türkçe’nin sorularını yanıtlayan AB uzmanı Yrd. Doç. Dr. Erhan Akdemir, Avrupa Komisyonu’nun 2021-2027 bütçe önerisinin ve buradaki ifadelerin, Türkiye için ne anlama geldiğini, şöyle değerlendirdi:

"Üyelik perspektifi verilen Batı Balkan ülkelerine olumlu mesaj verilirken, 'Türkiye’nin durumu zaten ortada, bir şey vaat etmiyorum' denilmiş. 2027’ye kadar olan bütçede Türkiye’nin bırakın üyeliğini öngörmeyi, alacağı mali yardımlarda da sıkıntıya gireceği dolambaçlı yolla ifade edilmiş."

AB liderleri son dönemdeki açıklamalarında Türkiye’yi "aday ülke" olarak tanımlamak yerine, "komşu ülke" olarak nitelendirerek politika değişikliği sinyali veriyordu. AB Komisyonu da geçen aylarda genişleme stratejisini Batı Balkan ülkeleri ile sınırlandırıp, Türkiye’yi dışarıda tutarak, bugünkü koşullarda Ankara’nın tam üyelik perspektifini gerçekçi görmediğini yansıtmıştı. AB geçen yıl da, Türkiye’nin demokratik kriterlerinden uzaklaşmasını eleştirerek, mali yardımlarda da kesintiye gitmişti.

Türkei Ayhan Zeytinoglu (head of Economic Development  Foundation Turkey)
Ayhan ZeytinoğluFotoğraf: privat

AB fonları, reformlara bağlı

İktisadi Kalkınma Vakfı Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, Cuma günü Brüksel’de Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker ile yaptığı görüşmenin ardından DW Türkçe’ye yaptığı değerlendirmede, AB’nin Türkiye’de reform sürecinin yeniden başlamasını ümit ettiğini söyledi.

"AB katılım öncesi fonları, Türkiye’nin AB mevzuatına uyum ve kapasite artırma açısından çok önemli" diyen Zeytinoğlu, şöyle devam etti:

"Birçok Türk vatandaşının yararlandığı projeler bu fonlarla destekleniyor. Juncker’den de anladığımız, AB Türkiye’nin önemini anlıyor. Türkiye’nin yeniden reform hamlesini başlatmasına bağlı olarak fonların 2019 sonrasında devamı mümkün olacak."

Avrupa Sayıştayı, Türkiye’ye verilen katılım öncesi mali yardımları mercek altına almış, Mart ayında yayımladığı raporda, geçmişte somut koşullara bağlanmaması nedeniyle yardımların ancak sınırlı sonuç verdiği tespitinde bulunmuştu. Sayıştay, katılım öncesi mali yardımlarda, Türkiye’de yargı bağımsızlığı, basın özgürlüğü ve sivil toplumun güçlendirilmesine yeterli ağırlığın verilmemesini eleştirmişti.

Fonlarda yeni düzenlemeler

Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Forumu Genel Sekreteri Laura Batalla, şu anda Brüksel’de mali yardımlar konusunda yarı dönem gözden geçirmenin yapıldığını, Türkiye’ye yapılacak yardımlarla ilgili değişikliklerin ele alındığını söyledi.

DW Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Batalla, AB Komisyonu’nun bir süre ünce Türk Hükümeti üzerinde baskı oluşturmak amacıyla sembolik olarak mali yardımlarda kesintiye gittiğini, bunun da büyük ölçüde ekonomi alanında olduğunu söyledi. Batalla, ayrıca fonların bir kısmının Ankara’daki AB Komisyonu’na kaydırıldığını, devlet kurumları yerine doğrudan Komisyon’dan proje finansmanı sağlanabilmesinin amaçlandığını kaydetti.

AB-Türkiye ilişkilerini yakından takip eden Batalla, "Fonlar güçlendirilmek istenen sivil topluma kaydırılıyor. Ayrıca Komisyon bu fonların kullanımını denetlemek üzere de bir mekanizma oluşturulmasını değerlendiriyor. Avrupa Sayıştayı’nın da mali yardımlara koşulluluk getirilmesi önerisini, yardımların koşullara bağlanmasını Komisyon benimsemiş görünüyor" bilgisini aktardı.

Laura Batalla, katılım öncesi mali yardımlarının sürdürülmesinin önemine vurgu yaparken, "Bu yardımların kesilmesi Türk halkının daha da izole edilmesi anlamına gelir, AB Komisyonu da bunun farkında. Bu nedenle de Erasmus, araştırmacıların desteklenmesi gibi yardımlara ağırlık veriliyor. Değişimi destekleyecek en etkili aracımız insandan insana iletişim, herkes bunun farkında" dedi.

Europaflaggen vor dem Hauptquartier der Europäischen Kommission in Brüssel
Avrupa Komisyonu'nun Brüksel'deki binasıFotoğraf: Reuters/Y. Herman

"Geriye kalan tek bağ korunmalı"

Ankara’da Dışişleri ve AB Bakanlığı’nda ilişkilerin siyasi boyutuyla ilgilenen birimlerde işler adeta durma noktasına gelirken, bakanlıkların mali yardımlarla ilgili birimler aktif olmayı sürdürüyor.

Anadolu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Erhan Akdemir de gelinen noktada AB ile siyasi ilişkilerle, tam üyelik müzakere sürecine ilişkin teknik ilişkilerin ayrı ayrı ele alınması gerektiğine işaret etti.

AB uzmanı Akdemir, "Durma noktasına gelen sancılı siyasi ilişkilerden etkilense de teknik işbirliği süreci ilerliyor, bunu sağlayan mali yardımlar. İlgili bakanlıklar ve AB delegasyonu ile yaptığım görüşmelerde, günümüzdeki zorlu koşullarda, iki tarafı birbirine bağlayanın AB yardımları olduğuna dikkat çekiliyor, elimizde kalan yegane bağ korunmalı" diye konuştu.

Cezalandırma değil daha güçlü etkileşim çağrısı

Zorlu bir süreçten geçilen Türkiye’de gün geçtikçe hukukun üstünlüğünün, kuvvetler ayrılığının, demokrasi ilkelerinin öneminin daha iyi anlaşıldığına dikkat çeken Akdemir, şöyle devam etti:

"Prensipte AB, 'Ben sana hukukun üstünlüğü, demokrasi için yardım ediyorum, para veriyorum ama yaptığım yardımın bir anlamı yok’ demekte haklı olabilir ama haklı olsa dahi şu an bunun sırası değil. AB sabır göstermeli hatta iletişim ve etkileşim canlı tutulmalı, hatta artırılmalı. Mesele iyi günde değil, zor günlerde de demokratik hukuk devletinden, temel hak ve özgürlüklerden yana Türk halkının yanında olunması. AB’nin çıkarları da bunu gerektirir."

Kamuoyunda "AB Türkiye’yi sildi, artık mali yardım da vermiyorlar" algısının oluşmaması gerektiğine vurgu yapan Akdemir sözlerini şu uyarıyla tamamladı:

"Türkiye-AB ilişkilerine ilişkin kamuoyu yoklamalarının çoğunda 18-25 ve 25-40 yaş arası, özellikle genç neslin Türkiye’nin AB sürecine güçlü desteğini görüyoruz. Unutmayın ki bu yaş aralığı Türkiye’de nüfusun önemli bir bölümünü ve geleceğini oluşturuyor.  Bunun önemli nedenlerden biri de Erasmus ve diğer projelerden faydalanmalarıdır. AB’nin değerlerini paylaşanların, savunanların özellikle gençlerin konsolidasyonunu sağlamak açısından katılım öncesi mali yardımlar önemli. Bunlarda kesinti, Türkiye’nin geleceğinin çok önemli bir potansiyelini cezalandırmak olarak algılanabilir."

Değer Akal

©Deutsche Welle Türkçe