1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

Banu Güven: “Önce Trump” Olmasın?

23 Kasım 2018

Banu Güven’e göre, ABD Başkanı Trump’ın Suudi Veliaht Prensi korumasının ardında ülkeye yapılacak yatırımdan çok, iki aile arasındaki ticari ilişkiler var.

https://p.dw.com/p/38oXV
Donald Trump Präsidentschaftswahlkampf 2016
Fotoğraf: picture-alliance/AP Photo/E. Vucci

Suudi Arabistan vatandaşı gazeteci Cemal Kaşıkçı İstanbul'da planlı bir şekilde ve vahşice öldürüldü. Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatı CIA bu suikastten Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Salman'ın haberdar olduğu, hatta suikastin emrini vermiş bile olabileceği sonucuna vardı. Ama nafile. ABD Başkanı Donald Trump'ın kararı değişmiyor. "İstihbarat servislerimiz tüm bilgileri değerlendiriyor. Veliaht Prens'in bu trajik olaydan haberi olması gayet olası. Belki haberi vardı, ama belki de yoktu! Bay Cemal Kaşıkçı'nın öldürülmesiyle ilgili gerçekleri belki hiç bilemeyeceğiz. Her halükarda, aslolan bizim Suudi Arabistan'la ilişkimiz. Veliaht Prens bu durumu benden daha büyük bir nefretle karşılıyor” diyor.

Trump CIA'yi itibarsızlaştırmaktan da imtina etmiyor: "CIA yöneticilerinin konuyla ilgili bilgisi yok, belli bir hissiyatı var!”

Suudi Arabistan ile ilişkiler bozulursa Amerikan ekonomisinin "Error” vereceğini söylüyor. Seçmenlerine "İşinizi kaybetmek ister misiniz” diye soruyor. "Suudi Arabistan'a yaptırım uygulayıp, yüzbinlerce kişiyi işsiz bırakmam mı isteniyor” diyerek Amerikalıları korkutmaya çalışıyor.

Türkei Banu Güven
Banu GüvenFotoğraf: Privat

Ah şu standartlar!

Trump hızını alamıyor, "Devletlerarası ilişkiler bu standartlara tabi olursa, hiç müttefikimiz kalmaz” diyor. "Bu standartlar” dediği, "yaşam hakkına saygı göstermek, haydut devlet olmamak” gibi ölçütler!

O kadar umursamaz ki, çok büyük laf ediyormuş edasıyla tüm dünyayla dalga geçiyor: "Belki de bütün dünya bu cinayetten sorumlu tutulmalı. Çünkü dünya çok kötü bir yer.”

Bu fikri sevmiş belli ki, birkaç gün önce de "Dünya çok tehlikeli” demişti. Kaşıkçı gibi güvenlik endişesiyle Rusya'yı terkedip ABD'ye giden, New York merkezli İnsan Hakları Vakfı'nın Direktörü, satranç ustası Garry Kasparov, Trump'ın bu lafı üzerine taşı gediğine koyuverdi. Suudi Arabistan'da tutuklanan 18 kadın hakları aktivistinden en az 8'inin işkence gördüğünü, 4'ünün elektroşok ve kırbaça maruz kaldığını anlatan haberi Twitter'da paylaşıp, üzerine de "Suudi Arabistan'da ve Rusya'daki gibi diktatörlüklerle mücadele ediyorsanız, dünya sizin için gerçekten tehlikeli bir yer” diye yazdı.

Şişirilen rakamlar

Trump mealen şunu demiş oluyor:

"Dünyada işler böyle yürüyor. Riyad ile imzalanan 110 milyar dolarlık silah satış anlaşması, Suudi Arabistan'ın 450 milyar dolarlık yatırımı, bir insanın vahşice öldürülmesinden daha önemli. Bu cinayetin sorumlusu olduğu yönünde istihbarat da olsa, Bin Salman korunmalı.”

Ne var ki verdiği yüzlerce milyarlık rakamlar gerçeği yansıtmıyor. AP haber ajansı, Suudi Arabistan'ın şu ana kadar sadece 14,5 milyar dolarlık bir silah anlaşması imzaladığını ortaya koydu. İddianın 450 milyar dolarlık yatırım kısmı da teyit edilemedi. Eldeki hesaplara göre koca Amerika'da Suudi parasıyla yaratılabilecek istihdam ancak onlarca bin kişiyle sınırlı kalabilir. Yani Trump'ın dediği gibi yarım milyonluk bir istihdam potansiyeli söz konusu değil. Pekiyi bu Bin Salman aşkı nereden geliyor?

Damat faktörü

Bu noktada Trump'ın damadı ve Beyaz Saray Danışmanı Jared Kushner'ın Veliaht Prens ile dolaylı ve doğrudan ilişkileri dikkat çekici.

-   Trump'ın ticari konulardaki başdanışmanı Stephen Schwarzman ülkenin en büyük özel yatırım şirketi Blackstone Group'un başkanı.

-   Blackstone uzun yılllardır Kushner'ın gayrı menkulleri için yatırım desteği sunuyor

-   Schwarzman Mayıs 2017'de Trump ve Kushner ile beraber Suudi Arabistan gezisine katılıyor.

-   Suudi Arabistan kısa süre sonra Blackstone'un altyapı yatırım fonuna 20 milyar dolar sağlama sözü veriyor.

-   Trump'ın bütçede yer verdiği en büyük kalemlerden biri altyapı çalışmaları

-   Jared Kushner Ekim 2017'de Suudi Arabistan'a özel bir ziyarette bulunuyor. The Intercept'in ve Washington Post'un tespitlerine göre burada Suudi ve BAE veliaht prensleriyle günler geçiriyor. İddiaya göre, Trump'ın istihbarat dosyalarına erişimi olan Kushner, Suudi Prens'e yönetimdeki muhaliflerin isimlerini veriyor.

-   Kushner Riyad'dan ayrıldıktan bir hafta sonra Bin Salman, "yolsuzluk soruşturması” adı altında kraliyet ailesinin onlarca üyesini gözaltına aldırıp, Ritz Carlton Oteli'ne kapatıyor.

-   Bu operasyonun hemen ardından Ulusal Güvenlik Konseyi'nin Ortadoğu danışmanı, Dışişleri Bakanı Tillerson'ın devreye girmesini öneriyor. Tillerson ise, Kushner'in Bin Salman ile çok yakın ilişkisi olduğunu, kendisinin devreye girmesine gerek olmadığını söylüyor.

-   Suudi kaynaklar Intercept'e, Bin Salman'ın çevresine "Kushner cepte” dediğini anlatıyor.

-   Trump birkaç gün sonra Bin Salman'ın operasyonuna Twitter'dan tam destek veriyor.

-   Kushner'ın Bin Salman ile WhatsApp'ten haberleşecek kadar yakın olduğu ortaya çıkıyor.

-   Suudi yönetimi, kaynağını körfez ülkelerinde bulan Japon yatırım fonu Softbank Vision Fund'a 45 milyar dolar veriyor. Hemen ardından Kushner kardeşiyle beraber kurduğu Cadre isimli gayrımenkul şirketi için Softbank Vision Fund'dan 100 milyon dolar kredi istiyor.

Yani mesele gördüğünüz gibi "Önce Amerika” meselesi değil. Tüccar damadın Veliaht Prens ile neler paylaştığını, ABD'nin ulusal güvenliği açısından açık verip verip vermediğini, nasıl bir iş ilişkisi kurduğunu tam olarak bilemiyoruz. Ama ne yaptıysa, Veliaht Prens onun "cepte” olduğunu düşünüyor. Az demiş, Kushner'dan fazlası cepte!

Banu Güven

©Deutsche Welle Türkçe