1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

BM İklim Konferansı’nda Türkiye düğümü

7 Aralık 2018

Türkiye'nin iklim koruma önlemleri fonlarından yararlanabilmek için statü değişikliği talebi BM İklim Konferansı'da diplomatik hareketliliğe yol açtı.

https://p.dw.com/p/39cB2
Fotoğraf: picture-alliance/dpa/F. Dubray

Paris İklim Anlaşması'nı 2016'da imzalarken kendisine verilen sözlerin tutulmadığını söyleyen, bu nedenle de anlaşmayı TBMM'den geçirmeyen Türk hükümeti şimdi de Polonya'nın Katowice kentinde düzenlenen BM İklim Konferansı'nda "gelişmiş ülkeler” listesinden çıkarak "gelişmekte olan ülkeler” kategorisine dahil edilmek istiyor. Bu şekilde iklim koruma önlemlerine ilişkin yardım fonlarından yararlanmayı ve bazı kısıtlamalardan muaf kalmayı hedefleyen Türkiye, statü değişikliği için zorlu bir diplomasi trafiği başlattı.

Ankara, bu konuda ilk adımı zirve öncesi attı. Berlin Büyükelçiliği aracılığıyla Bonn merkezli Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Sekretaryasına ilettiği yazılı notayla, İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin (UNFCCC) gelişmiş ülkelerin yer aldığı Ek-1 listesinden Türkiye'nin çıkartılmasını talep eden Ankara, bunu sahip olduğu özgün koşullarla temellendirmeye çalıştı. Paris'te Türkiye'nin özgün koşullarını dikkate alan "sürdürülebilir bir çözüm” için kendisine güvence verildiğini belirten Ankara, Türkiye'nin gelişmekte olan ülkeler kategorisine dahil edilmesi durumunda, iklim değişikliğiyle mücadeleye daha büyük ve etkin katkı sağlayabileceğini vurguladı.

Zirvenin ilk gününde gündeme gelen Türkiye'nin bu talebi İklim Değişikliği Konferansı'nda diplomatik hareketliliğe yol açtı, hatta konferansın iki saat gecikmeli olarak başlamasının nedeni olarak ifade edildi. Konferansa ev sahipliği yapan Polonya Türkiye'nin değişiklik talebini konferansın gündemine almazken olası bir krizi engellemek için Türk heyeti ile AB adına Fransa'nın da müdahil olduğu, yeni bir istişare süreci başlattı.

Türkiye neden Ek1'den çıkmak istiyor?

Türkiye, 1992 yılında imzaladığı UNFCCC sözleşmesinin EK-1 listesinden, dolayısıyla "gelişmiş ülke” sınıflandırmasından çıkarak "gelişmekte olan ülkeler” kategorisine dahil olmak, böylelikle gelişmiş ülkelere getirilen sınırlamalardan kurtulmak, gelişmekte olan ülkeler kategorisine dahil edilerek de bu ülkelere getirilen ayrıcalıklardan ve yenilenebilir enerji alanında fon imkanlarından yararlanabilmeyi umut ediyor.

Ancak BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin 15'inci maddesi ise değişiklik önerilerinin konsensüs ile kabülü için çaba gösterilmesini, oydaşma sağlanamaması halinde ise son çare olarak oylamayı öngörüyor. Burada bir değişikliğin kabulü için dörtte üç oy çoğunluğunun sağlanması gerekiyor. Konuyu yakından takip eden yetkililer, Türkiye'nin talebine gelişmiş ülkelerin de gelişmekte olan ülkelerin de sıcak bakmadığını kaydediyorlar.

"Kabulü zor"

Ümit Şahin
Ümit Şahin Fotoğraf: Privat

Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü Ümit Şahin, Türkiye'nin değişiklik önerisinin kabülünün zor olduğu görüşünde. Konferansın yapıldığı Katowice'de bulunan Şahin, "Türkiye çok doğru olmayan bir yerde kategorize edilmiş olabilir, fakat bu saaten sonra hele ki Paris Anlaşması dönemine girdikten sonra artık bütün ülkelerin onayını gerektiren Ek-1'den çıkması mümkün görünmüyor. Anlaşılan Türkiye son şansını deniyor. Ama imkansızı istemek çok da doğru bir strateji değil” görüşünü kaydetti.

Alman çevre örgütü Germanwatch'ın Uluslararası İklim Politikaları Sorumlusu Lutz Weischer de Türkiye'nin talebinin kabülünün mümkün olmadığı görüşünde. Konferans için Polonya'da bulunan Weischer, DW Türkçe'ye yaptığı açıklamada, "Türkiye'nin aslında uzun yıllara dayanan, şimdiyse resmen ilettiği bu talebine destek bulması zor, gelişmekte olan ülkeler yararlanmakta oldukları mali kaynakları neden paylaşmak istesin? Gelişmiş ülke hükümetleri de genelde orta gelirli ülkelere iklim finansmanı sağlamakta isteksiz. Çünkü sağladıkları finansmanın en yoksul ve en çok ihtiyacı olanlara gitmemesi halinde kendi ülkelerinde, parlamentolarında eleştirilere hedef oluyorlar. Özetle Türkiye'nin bu önerisine yeterli destek yok” dedi.

AB ile partnerlik önerisi

Paris Anlaşması hedeflerinin yerine getirilmesinin Türkiye gibi büyük, ekonomisi çok da iyi gitmeyen ve kömüre bağımlı bir ülke için hiç de kolay olmayacağına dikkat çeken Weischer, "Türkiye'nin yardıma ihtiyacı var ama Ek-1'den çıkma çabası hiç gerçekçi değil” diye konuştu. Alman uzman, Türkiye ile mevcut çıkmazın Türkiye ile AB arasında enerji dönüşümü konusunda inşa edilecek partnerlik yoluyla aşılabileceğini söyledi. Bunun Avrupa'nın ve tüm Akdeniz bölgesinin çıkarına olacağını vurgulayan Weischer, "AB, komşu bölgesindeki Türkiye'ye bu konuda destek vermeye ilgi duyuyor. Almanya da Türkiye ile sorunun çözümünde müzakerelere müdahildi ve çözümün bir parçası olmak istiyor. Türkiye'ye destek hem iklim hedefleri hem de aynı zamanda ekonomik istikrar için önemli” diye konuştu.

Kriz konferansı gölgeler mi?

Polonya'daki konferansın en önemli gündem maddesi Paris İklim Anlaşması'nın uygulanması için "Kurallar Kitabı” olarak adlandırılan uygulama kararlarının belirlenmesi. Değişiklik talebi kabul görmemesi halinde Türkiye, henüz anlaşmayı onaylamadığı için bu görüşmeleri engelleyemeyecek olsa da hem İklim Çerçeve Anlaşması hem de Kyoto Protokolü'ne taraf olduğu için bu alanları kapsayan müzakereleri zora sokabilir, konferansta konsensüs sağlanmasını engelleyebilir.

Ancak en büyük endişe Türkiye'nin gelişmekte olan ülkeler kategorisine alınmaması halinde Paris İklim Anlaşması'nı onaylamaması, fiilen de ABD'den sonra çekilen bir diğer ülke olması. "Bu hiç akılcı olmaz” diyen Alman uzman Weischer, Türkiye'nin Paris Anlaşması'nın bir parçası olmasının ekonomik olarak da daha çok fırsat yaratacağına vurgu yaptı.

“Paris bir an önce onaylanmalı”

Ümit Şahin de Türkiye’nin Katowice’de arzu ettiği değişikliğin kabul edilmemesi halinde “Biz Paris’i onaylamıyoruz” dememesi gerektiğini söyleyerek, “Aksi takdirde bunu iklim konusunda gerekenleri yapmamak, Paris anlaşmasını onaylamamak için bir bahane olarak kullandığı izlenimine yol açabilir, yenilenebilir enerji ile ilgili diğer finansmanların tamamıyla kesilmesi riskiyle de karşı karşıya gelebilir” uyarısında bulundu. 

Değer Akal

© Deutsche Welle Türkçe