1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

Avrupa'daki nükleer santrallerde güvenlik endişesi

14 Ekim 2017

Avrupa'nın nükleer santrallerinde ciddi güvenlik açıkları var. Santrallerin bir çoğu terör saldırıları ve Fukuşima'da yaşananlara benzer kazalara karşı yeterince güvenli değil. Peki, tehlike nerede?

https://p.dw.com/p/2lpFV
Fotoğraf: Reuters/Handout Greenpeace/V. Fossez

Perşembe gecesi Greenpeace aktivistleri nükleer santrallerinin güvenlik açıklarına dikkat çekmek için Fransa'da bulunan Cattenom nükleer santraline gizlice girerek santralin kullanılmış yakıt havuzunun hemen yanında havai fişek patlattı. Santrale tam olarak aynı şekilde teröristler de girmiş ve tüm Avrupa'yı sarsacak korkunç bir bomba patlatmış olabilirdi...

Nükleer santralde düzenledikleri bu eylemle Greenpeace aktivistleri kullanılmış yakıt havuzlarına ilişkin güvenlik önlemlerindeki eksikliğine dikkat çekmek istedi. Greenpeace tarafından yapılan bir araştırmaya göre, Fransa ve Belçika sınırında bulunan ve artık nükleer yakıtların soğutulmasında kullanılan su havuzları, saldırılara ve doğal afetlere karşı yeterince korunmuyor. Soğutma suyunun bir kısmı havuzdan taşar ve soğutma işi tam olarak gerçekleşemezse, yeterince soğumayan nükleer yakıtlar yüksek oranlarda radyasyon yayıyor.

Fukuşima'dan beri aynı tehlike söz konusu

Şimdiye kadar güvenlik önlemleri özellikle reaktörlerde yoğunlaşıyordu. Bunun aksine soğutma havuzları önemsenmiyor bu sebeple de güvenlik duvarının dışında bırakılıyordu. Ancak Fukuşima'daki santral faciası, yüksek radyasyon taşıyan nükleer yakıt artıklarının bulunduğu soğutma havuzlarının ciddi bir tehlike yarattığını ortaya koydu.

Japonya'da depremin ardından reaktörlerdeki soğutucunun bozulması sonrasında, reaktörlerin hemen yanında bulunan havuzların önemi anlaşıldı. Facia sonrasında ekipler haftalarca havuzları sabit tutmaya ve daha fazla radyasyon yayılmaması için soğutma sistemlerinde bir kesinti meydana gelmesini önlemeye çalıştılar.

O dönem Başbakan olan Naoto Kan DW'ye yaptığı açıklamada "Kullanılmış yakıtların radyasyonu çevreye yayılmış olsaydı Tokyo genişliğinde ve 50 milyon kişinin yaşadığı 250 km'lik bir alanın kalıcı olarak derhal boşaltılması gerekiyordu" dedi.

Japan Das Atomkraftwerk in Fukushima explodiert
Fukuşima'daki nükleer facia 2011'deki depremin ardından yaşandıFotoğraf: picture alliance/dapd/NTV

Çarpıcı araştırma

Greenpeace'in görevlendirmesi ile yedi güvenlik uzmanı 58 Fransız ve 7 Belçika nükleer santraline ilişkin araştırma yaptı ve soğutma havuzlarında güvenlik açığı tespit etti. Greenpeace yapmış olduğu kapsamlı araştırmayı güvenlik nedeniyle henüz kamuyla paylaşmadı. Araştırma sonuçları sadece Fransız ve Belçikalı yetkililerle paylaşıldı.

Var olan riski olduğundan daha büyük göstermek gibi bir amaçları olmadığını ifade eden Greenpeace üyesi Heinz Smital, "Artık yetkililer insanların güvenliği için gerekli önemleri almalı" dedi. Heinz araştırdıkları nükleer santrallerin Avrupa'da yaşayan tüm insanları tehdit ettiğini ve alınacak en etkin önlemin santralleri kapatmak olduğunu ifade etti.

Güçlendirme çalışması çok mu pahalı?

Durumun ne kadar tehlikeli olduğunu yetkililer ve işletmeciler uzun süredir biliyor olmalılar. 2014 sonbaharında Fransa'daki 19 nükleer santralin üstünde dronlar dolaşıyordu. Yürütülen soruşturmalara rağmen dronların kime ait olduğu bulunamadı. Greenpeace 2014'te yayınladığı bir çalışmada çoğu terör saldırısının hava yolu ile bağlı olduğunu ortaya koydu. Buna rağmen Smital herhangi bir önlem alınmadığından şikayetçi.

Terör saldırılarına karşı nükleer santral korumasının artırılmasının önündeki en büyük engel maliyet olabilir. Araştırmaya göre terör saldırılarına korumanın maliyeti nükleer santral başına yaklaşık bir milyar euro.

Fransa'da elektrik üretiminden sorumlu olan EDF şirketi artan borçlar, azalan gelirler, eski ve bakım gerektiren reaktörleri ile uğraşıyor. Buna ek olarak bir de kapatılması planlanan nükleer santrallerin yıkım masrafları ve imha işlemlerine ödemeleri gereken masraflar var. Oysa şirketin 2023 yılına kadar 58 nükleer santralin bakımı için 700 milyon euroluk bütçesi bulunuyor.

Almanya'da durum biraz daha iyi ama güvenlik tam değil

Greenpeace ve Almanya Çevre ve Doğayı Koruma Birliği'nin (BUND) açıklamalarına göre Almanya'da durum Fransa'dan biraz daha iyi. Bunun sebebi Fukuşima faciası sonrası Almanya'nın en eski nükleer santralinin kapatılmış ve Grundremmingen'de bulunan iki santral haricinde diğer 6 reaktörün soğutma havuzlarının korumalı bölgeye alınmış olması.

Tüm bu önlemlere rağmen çevre örgütleri Almanya'daki nükleer santrallerin hala risk taşıdığı görüşünde. BUND'un sözcüsü Huber Weiger "Her gün üretim hataları, su baskınları, deprem riski, yıpranma, güvenlik eksikliği ve insan hatası gibi sebeplerle santrallerde nükleer facialar meydana gelebilir" diyor. 

Frankreich Atomkraftwerk Cattenom Besetzung durch Greenpeace Aktivisten
Fotoğraf: picture-alliance/dpa/A. Marchi

BUND 2016 yılında Almanya'da geriye kalan nükleer santrallerin güvenliğine ilişkin ayrıntılı bir çalışma yürüttü. Birlik şu anda yüksek radyoaktif atıkların geçici stoklanmasına ilişkin çalışma yürütüyor.

Atom enerjisi uzmanı Oda Becker'e göre geçici stoklama yerlerindeki kuvvetlendirme çalışmalarına rağmen terör saldırılarına karşı koruma zayıf. Becker'e göre silahlı ve kararlı bir terörist grubu yer üstünde bulunan geçici nükleer atık stoklama bölgelerine sorunsuzca girebilir.

Aynı şekilde nükleer atıkları uzun süre saklamak için kullanılan bölgelerin terör saldırılarına karşı korumasının da iyileştirilmesi gerekiyor. Becker ve diğer atom uzmanlarına göre Almanya'da nükleer atıkların geçici stoklama bölgelerinde 2050 yılına kadar saklanması gerekiyor. Ancak alt yapı bu kadar uzun süreli bir stoklamaya uygun değil.

Weiger "Bulanık politik tartışmalar artık sona erdirilmeli. Artan güvenlik riskleri bağlamında geçici stoklama bölgelerinde yaşayan insanların katılımını da sağlayarak kamusal bir tartışma yürütülmeli" diyor. Weiger ayrıca geçici stoklamanın nasıl yapılacağının yanı sıra hangi ek koruma önlemlerinin alınması gerektiği ve eski saklama alanlarının yenileri ile değiştirilip değiştirilmeyeceğinin de tartışılması gerektiğini düşünüyor.

Gero Rueter

© Deutsche Welle Türkçe