1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

TL’nin düşüşü yabancı yatırımcı için kazanım mı tehlike mi?

25 Kasım 2021

TL’nin düşüşü devam ederken Alman şirketler, Türkiye’de ticari ortamı yatırım için olumlu değerlendiriyor. Kimi ekonomistlere göre ise mevcut koşullarda yatırımcının artan ilgisi bir başarı hikayesi olmaktan hayli uzak.

https://p.dw.com/p/43RHk
Türkei Symbolbild Inflation
Fotoğraf: Murad Sezer/REUTERS

"Türkiye'deki Alman şirketlerin yatırım ilgisi arttı"

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 16'dan yüzde 15'e indirmesi sonrası Dolar/TL kuru yeni rekorlar kırıyor. TCMB’nin kararı, ekonomi çevrelerinde eleştirilere neden olurken "düşük faiz - yüksek kur" politikasını savunmaya devam eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise "ne yaptığımızın bilincindeyiz" mesajını verdi. Erdoğan, "Yüksek faiz-düşük kur kısır döngüsü yerine yatırım, üretim, istihdam, ihracat odaklı ekonomi politikamızla ülkemiz için en doğru olanı yapmakta kararlıyız" ifadelerini kullandı.

Peki art arda gelen faiz indirimleriyle dolar karşısında "serbest düşüşe" geçen Türk Lirası’ndaki değer kaybı yabancı yatırımcıyı ne yönde etkiliyor?

"Türkiye'deki Alman şirketlerin yatırım ilgisi arttı"

Türkiye’nin en büyük ticari ortağı Almanya'dan yatırımcılar, ekonomide yaşanan dalgalanmalara karşınticari ilişkiler konusunda optimist bir bakış açısına sahip. Alman Dış Ticaret Odası’na (AHK) bağlı Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası’nın "AHK Türkiye World Business Outlook – Sonbahar 2021" başlıklı raporunda, Türkiye’deki şirketlerin ticari durumu ve gelişimi konusundaki genel kanaatinin "çok olumlu" olduğu belirtiliyor. AHK’nın anketine katılan şirketlerin yüzde 70’i, mevcut ticari ortamı "iyi" olarak değerlendirirken, halihazırda Türkiye’de varlık gösteren şirketlerin yatırım yapma isteğinin de önemli ölçüde arttığına dikkat çekiliyor.

7 bin 667 Alman sermeye ortaklığında şirketle Almanya, Türkiye’de varlık gösteren yabancı menşeeli firmalar arasında ilk sıralardaki yerini korurken AHK’nın raporuna göre, ülkedeki yatırımlarını artırmayı değerlendiren şirketlerin sayısında bir yükseliş göze çarpıyor. 2021 ilkbaharında şirketlerin yüzde 25’i ülkedeki yatırımlarını artırmayı düşündüğünü dile getirirken, son ankete göre bu rakamın yüzde 43’e çıktığı görülüyor.

Raporda kur dalgalanmaları ve ekonomi politikasıyla ilgili genel koşulların Türkiye'de faaliyet gösteren Alman şirketleri açısından hâlâ en büyük risk faktörlerini oluşturduğu belirtilse de Türkiye'ye ilişkin uzun vadeli stratejik bakış açısının olumlu genel görünümde belirleyici bir rol oynadığı kaydediliyor.

"Şirketler kura değil uzun vadeli potansiyele bakıyor"

Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Markus Slevogt da bu uzun soluklu potansiyelden beklentinin kur durumu gibi kısa vadeli etkenlerden daha belirleyici bir faktör olduğuna dikkat çekiyor. DW Türkçe'nin sorularını yanıtlayan Slevogt, "Yatırımlar her zaman uzun soluklu bir doğaya sahiptir, dolayısıyla döviz kuru gibi kısa vadeli perspektiflerden ziyade bir ülkenin uzun vadeli başarı etkenlerine bağlıdır. (Döviz kuru) belki kısa vadede ticari çıktıları çok olumlu etkileyebilir, ancak sonuçta kararlar ülkenin uzun vadeli potansiyeli göz önünde bulundurularak alınır" diyor.

Türkiye’de varlık gösteren Alman şirketlerinin yüzde 57’sinin önümüzdeki 12 aylık dönemde daha da iyi bir ticari gelişim öngördüğüne dikkat çeken Slevogt, birçok Alman firmasının Türkiye’yi coğrafi konumu, uygun yerel koşulları, Gümrük Birliğinin olanak sağladığı Avrupa pazarıyla doğrudan bağlantısının yanı sıra birçok alanda henüz kullanılmamış potansiyele sahip bir ülke olarak gördüğünü belirtti. Almanya ve Türkiye arasındaki yerelleşme işbirliklerinin önemli bir güncel örneği olarak küresel ilaç firması Boehringer Ingelheim ile Abdi İbrahim arasındaki işbirliğini gösteren Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı, Türkiye’de yatırım potansiyeli oluşturan etkenlerin daha da güçlendirilmesinin yanı sıra yatırım dostu ve istikrarlı bir ekonomik çerçevenin garanti altına alınmasının önemine dikkat çekti.

Markus Slevogt yatırımların uzun soluklu olmasının önemine dikkat çekiyor
Markus Slevogt yatırımların uzun soluklu olmasının önemine dikkat çekiyorFotoğraf: Gökhan Celebi

"Türkiye Alman yatırımcı için cazipliğini koruyacak"

Almanya’da uzun yıllardır sürdürdüğü göç ve ekonomi alanındaki çalışmalarıyla tanınan Dr. Yaşar Aydın’a göre de mevcut ticari ortamı, Alman yatırımcı açısından şirket alımları ve ortaklıklar için uygun bir dönem olarak değerlendirmek mümkün. Kötü ekonomi yönetimine rağmen Türkiye’nin genç, iyi eğitimli ve ucuz işgücü, diğer pazarlara açılma açısından coğrafi konumunun taşıdığı önem gibi faktörlerle yatırımcı için cazipliğini koruduğunu belirten Aydın’a göre, Türkiye’yi Almanya için önemli bir yatırım ülkesi kılan başka faktörler de bulunuyor. Hamburg Protestan Yüksekokulu’nda görev yapan Aydın, son dönemde özellikle Çin kaynaklı yaşanan tedarik sıkıntılarına dikkat çekerek, Türkiye ekonomisinin tedarik konusunda çok iyi işlediğini kaydetti. "Türk otomotiv sektörü Alman otomotiv sektörü için çok önemli ve güvenilir bir tedarikçi"diyen Aydın’a göre, iki ekonominin zaman zaman yaşanan krizlere rağmen devam eden ekonomik işbirliğinin temellerinden birini de bu uzun vadeli çıkarlar oluşturuyor.

Yaşar Aydın’a göre mevcut ticari ortam Alman yatırımcı açısından uygun bir dönem
Yaşar Aydın’a göre mevcut ticari ortam Alman yatırımcı açısından uygun bir dönemFotoğraf: privat

Daimler: Türkiye’deki gelişmeleri dikkatle izliyoruz

Türkiye'de uzun yıllardır varlık gösteren Alman otomotiv devi Daimler’in Türkiye’ye ilişkin planları, Aydın’ın bu görüşünü destekler nitelikte. Şirketin Almanya merkezinden DW Türkçe’ye yapılan açıklamada, Daimler’in Türkiye’deki üretim ve servis faaliyetlerinin normal seyrinde devam ettiği ifade edildi. Küresel çapta bir firma olduklarını ve farklı bölgelerdeki kur dalgalanmalarının izledikleri stratejide değişiklik ihtiyacı yaratmadığını belirten Daimler’in açıklamasında şu ifadeler yer aldı: "Şu an için Türkiye’deki şirketimizin gelişim planlarında bir değişiklik öngörmüyoruz. Ancak, Türkiye’deki gelişmeleri dikkatle izliyoruz."

Dr. Yaşar Aydın’a göre, yenilenebilir enerji de Türkiye’yi Almanya için cazip kılan bir başka alan. "Nükleer enerjiyi tasfiye eden Almanya için yenilenebilir enerji çok önemli bir sektör. Türkiye de bu alanda bir yatırım cenneti" diyen Aydın, 2017’de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın Rüzgar Enerjisi Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) ihalesini kazanarak, bu alanda dev bir yatırımı hayata geçiren Siemens örneğini veriyor.

"Başarı öyküsü değil, soyulma öyküsü"

Peki hızla düşen Türk Lirası’nın durumunun yeni yatırımları ülkeye çekmesi Türkiye ekonomisi için ne anlama geliyor?

Kadir Has Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Erinç Yeldan’a göreyse, mevcut ortamda yatırımcının Türkiye’ye ilgisinden bir başarı hikayesi çıkartmak mümkün değil. "Türkiye ekonomisinde varlıklarımız; işgücü, emek dahil olmak üzere değersizleşmiş, ucuzlaşmış vaziyette" diyen Yeldan’a göre; gerek ellerindeki gelir döviz cinsinden olan yerel, gerek yabancı spekülatörlerin bu durumdan faydalanmak istemeleri öngörülebilir bir durum. Prof. Dr. Yeldan, bu durum her ne kadar hükümet çevrelerince "rekabetçi kur" olarak değerlendirilse de söz konusu olanın kurun rekabetçiliği değil, Türkiye’deki varlıkların uluslararası göreceli varlıkların fiyatlarına göre değer yitirmesi ve değersizleştirilmesi olduğunun altını çiziyor.

Prof. Dr. Yeldan’a göre ulusal talebin düşmesi, gelir dağılımında giderek artan bir çarpıklaşma ve eşitsizliğin daha da derinleşmesi anlamına gelecek.
Prof. Dr. Yeldan’a göre ulusal talebin düşmesi, gelir dağılımında giderek artan bir çarpıklaşma ve eşitsizliğin daha da derinleşmesi anlamına gelecek.Fotoğraf: Privat

Bunun Türkiye’ye uzun vadeli bir yatırımın cazip hale geldiği anlamına gelmediğini belirten Yeldan, "Türkiye’de sanayiye, tarıma, hizmete sektörüne yeni yatırımlar, üretim kapasitesi açan yatırımcı bu koşullar altında böyle bir güvensiz, belirsiz, istikrarsız ortama gelmez. Gelse gelse buradaki riski avantaja çekmeye çalışan spekülatif, finansal sermayeye yarar. O sermaye de adı üzerinde spekülatiftir, kalıcı değildir. Bugün burada, yarın dünyanın vergi cennetlerinde, başka alanlarında akıp giden geçici bir sermayedir. Buradan Türkiye’ye bir başarı öyküsü değil, olsa olsa bir soyulma öyküsü ortaya çıkar" ifadelerini kullanıyor.

Prof. Dr. Erinç Yeldan’a göre bu süreçte kazançlı olan kesim, döviz üzerinden kazanç sağlayan yerli şirket ve yatırımcılar ile uluslararası yatırımcılarken, ulusal talebin düşmesi gelir dağılımında giderek artan bir çarpıklaşma ve eşitsizliğin daha da derinleşmesi anlamına gelecek.

"Karar vericiler yangına körükle gidiyor"

Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi ekonomist Prof. Dr. Veysel Ulusoy da yabancı yatırımcının "zamana göre düşük faizin yanında, dövize endeksli tahvillerden inanılmaz kârlar sağladığına" dikkat çekiyor.

Döviz piyasasında oluşan yüksek kur seviyesi ve aşırı oynaklık için, "yabancı kuruluşların yorumlarına gerek duyulmadan acı bir şekilde tecrübe etmeyi beklediğimiz bir sonuçtu" ifadelerini kullanan Ulusoy, sözlerini şöyle sürdürüyor: "Yabancı yatırımcılar için ucuz bir cennet haline getirilen ekonomik varlıklarımızın nerdeyse bedavaya el değiştirmesi olasılığı ile karşı karşıya olduğumuz bu günlerde, en acı olanı da karar vericilerin yangına körükle gidercesine yaptıkları eylemlere devam etmeleri… Ekonomimizde akıl dışı uygulamalar, iktisatta yeri olmayan deneyler yapılmaya devam ediliyor."

Prof. Dr Ulusoy dövize endeksli tahvillerden sağlanan yüksek kârlara dikkat çekiyor
Prof. Dr Ulusoy dövize endeksli tahvillerden sağlanan yüksek kârlara dikkat çekiyorFotoğraf: Privat

Ekonomist Prof. Dr. Yeldan da yatırım programları açısından en büyük sorunun ekonomideki kötü gidişattan ziyade “belirsizlik" olduğunun altını çiziyor."Bırakın seçim sonrasına ilişkin plan yapmayı bir gün sonraya ilişkin plan program yapmak çok zorlaştı" yorumunu yapıyor.

Mevcut ortamda ekonomi idaresinin karar alamadığını belirten Yeldan,  "Bilsek ki bundan sonraki üç sene boyunca yüksek döviz kuru, yüksek enflasyonla geçecek; ama ‘bu olacak’ desek, inanın bence tahribatı bu derece yüksek olmazdı. Burada güvensizlik, belirsizlik, yarın endişesi çok daha hakim. Burada sorunun temelinde bürokrasinin var olan durum karşısında çözüm üretememesi, göze batmamak için hiçbir şey yapmaması var" diyor.

 

Sinem Özdemir

© Deutsche Welle Türkçe