1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

Zaho: Türkiye - Irak ilişkileri gerilebilir

21 Temmuz 2022

Astana zirvesinde Rusya ve İran'dan Türkiye’ye Suriye’de yeni bir operasyon için yeşil ışık çıkmazken Irak'taki son saldırı Türkiye'nin Irak’la da ilişkilerini etkileyebilir.

https://p.dw.com/p/4ETCf
Fotoğraf: Colourbox/IMAGO/YAY Images

Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyine yeni bir operasyon düzenleme planı tartışılırken Irak'ın kuzeyindeki Dohuk vilayetinin Zaho ilçesine yönelik bombardıman bölgede tansiyonu yeniden tırmandırdı.Irak yönetimi, dokuz sivilin hayatını kaybettiği saldırıdan Türkiye'yi sorumlu tuttu. Ankara ise saldırının PKK tarafından düzenlendiğini söylüyor. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu bugün TRT Haber'de yaptığı açıklamada, "Türkiye'nin terörle mücadelesini engellemek için yapılan bir saldırıdır, Irak makamlarının da bu tuzağa düşmemesi gerekiyor" ifadelerini kullandı.

Bombardımanın ardından Irak merkezi yönetimi, Bağdat'taki Türkiye Büyükelçisi'ni Dışişleri Bakanlığı'na çağırdı.Irak'ta büyük yankı yaratan olayla ilgili olarak Iraklı Şii lider Mukteda Sadr da Irak hükümetine çağrıda bulunarak Türkiye ile diplomatik ilişkilerin azaltılması, iki ülke arasında uçuşların durdurulması ve sınır kapılarının kapatılması talebinde bulundu.

Zaho'daki bombardımanda sivilin hayatını kaybettiği açıklandı
Zaho'daki bombardımanda sivilin hayatını kaybettiği açıklandı Fotoğraf: Ismael Adnan/AFP

Olaya ilişkin Kuzey Irak yönetiminden de açıklamalar geldi. Kuzey Irak merkezli haber ajansı Rudaw'a göre Mesrur Barzani, "Sivillere yönelik saldırıların hiçbir makul sebebi olamaz. Çok sık yaşanan bu tür olaylar durmalıdır. Kapsamlı bir soruşturma için Bağdat ile işbirliği yürütüyoruz. Bölgemiz Türkiye ve PKK'nin çatışması ile sıklıkla şiddetin içine çekiliyor" açıklamasını yaptı.

Ankara'daki diplomatik kaynaklar ise Irak yetkililerinin yaptığı sert açıklamaları "Irak şu sırada hükümet kurma aşamasında ve biraz da Türkiye üzerinden bir iç birlik ve mutabakat sağlama arayışı içinde" sözleriyle değerlendiriyor.

"Bağdat'la gerginlik yaratabilir"

Türkiye'nin eski Erbil Başkonsolosu Aydın Selcen de DW Türkçe'ye yaptığı değerlendirmede, saldırının gerçekleştiği bölgenin denetiminde Bağdat yönetiminin çok etkili olmadığını ve tepki için asıl bakılması gerekenin Irak Kürdistan yönetimi olduğunu belirterek Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başbakanı Mesrur Barzani dışında pek çok kişinin şu an için sessiz olduğuna dikkat çekti.

Bu saldırının Türkiye'nin Bağdat yönetimi ile ilişkilerinde gerginlik yaratabileceğini belirten Selcen, Irak'taki mevcut siyasi tabloyu "Irak'ta seçim sonrası yeni bir hükümet kurulamadı. Eski cumhurbaşkanı ve eski başbakanla uzatmaları oynuyorlar. Bağdat'ta bir istikrarsızlık ortamı var şu an. Diğer taraftan Irak Kürdistan bölgesinde de sonbaharda seçimler var" sözleriyle aktardı.

Saldırının nasıl ve kim tarafından gerçekleştirildiğine dair şu an için elde yeterli bir bilgi bulunmadığını ve balistik inceleme yapılması gerektiğini da söyleyen Selcen, bölgede Saddem Hüseyin döneminden kalma mayınların hâlâ bulunduğunu, bunların tam temizlenmediğini ve patikaların dışına çıkmanın dahi tehlikeli olabildiğini de anımsatıyor.

İran ve Ortadoğu Uzmanı Dr. Hande Orhon Özdağ, Türkiye'nin artık 5 milyon kadar Suriyeli Arap'ı da topraklarında ağırlayan hassas bir demografik durumda olduğuna dikkat çekerek "Gerçekten terörle mücadele edilebilmesi için Türkiye'nin Irak Merkezi Yönetimi, İran ve Türkiye'nin verdiği ortak resmin yeniden yakalanması ve bu resme Suriye'nin de eklenmesi gerekiyor gibi duruyor" yorumunu yaptı.

Suriye'ye operasyon için yeşil ışık yakılmadı

Irak'taki olay Türkiye, Rusya ve İran'ı bir araya getiren Astana zirvesinin hemen ardından meydana geldi. Tahran'daki buluşmada Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Reisi ve Rusya Devlet Başkanı Putin'den Suriye'ye yönelik düzenlenmesini istediği yeni bir operasyona destek aradı.

Ankara'dan daha önce yapılan açıklamalarda PKK'nın Suriye ayağı olarak nitelendirilen YPG'den Türkiye'ye yönelik saldırıların sıklaştığı belirtilmiş ve bu unsurların temizlenmesi için başlatılacak operasyonun hedefi olarak Tel Rıfat ve Menbiç gösterilmişti. Türkiye'nin burada 30 kilometre derinliğinde bir güvenli bölge oluşturmak istediğine dair de haberler yayımlanmıştı.

Ancak Tahran'da görüşmelerini sürdürdüğü sırada İran'ın dini lideri Hamaney'den gelen açıklama İran'ın böyle bir operasyona sıcak bakmadığını gösterdi. Hamaney, "Suriye'nin kuzeyine yapılacak herhangi bir askeri saldırı kesinlikle Türkiye, Suriye ile birlikte tüm bölgeye zarar verecek ve teröristlere fayda sağlayacaktır" ifadelerini kullandı.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise Astana zirvesi sırasında yaptığı açıklamada "Millî güvenliğimize kasteden şer odaklarını Suriye'den söküp atmakta kararlıyız" derken uçakta yaptığı açıklamada ise Suriye'nin kuzeyine askeri harekat konusunun Türkiye'nin gündeminden çıkmadığını söyleyerek "Yeni bir harekât konusu milli güvenlik endişelerimiz giderilmediği sürece gündemimizde yer almaya devam edecek" dedi.

Astana'da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in de açıklamalarında terörle mücadeleye ilişkin sözlere yer verildi ancak İran yönetimi gibi Moskova'dan da operasyon için Türkiye'yi tatmin eden güçlü bir yeşil ışık yakılmadı.

"Operasyon sınırlı bir alanla sınırlı tutulabilir"

Diplomatik ve askeri gözlemciler, Türkiye'nin şimdiye kadar Suriye'de düzenlediği operasyonların Rusya'nın tam anlamıyla desteği olmasa da biraz da itiraz da etmemesiyle mümkün olabildiğine, çünkü bu tür operasyonlarda çok önemli olan hava üstünlüğünün Rusya'ya bağlı olduğuna işaret ederek bu iki ülkenin güçlü itirazına rağmen yeni bir operasyonun mümkün olamayacağını ya da çok kısıtlı bir alanla sınırlı tutulabileceğini belirtiyor.

İran ve Ortadoğu Uzmanı Dr. Hande Orhon Özdağ
İran ve Ortadoğu Uzmanı Dr. Hande Orhon ÖzdağFotoğraf: privat

İran ve Ortadoğu Uzmanı Dr. Hande Orhon Özdağ, İran ve Rusya'nın Türkiye'nin olası operasyonuna yönelik tutumlarını şöyle özetliyor:

"Bu iki ülkenin terörle mücadele edilmesi konusunda çekinceleri yok. Ancak Türkiye'nin terörle mücadele yöntemi olarak ileri sürdüğü sınır ötesi operasyonlara karşılar. Argümanları ise sınır ötesi operasyonların Suriye'de istikrarsızlığı artıracağı yönünde. Operasyon olmadan da Türkiye'nin hedefi olan, sınırın 30 km derinden PKK-YPG'den arındırılması mümkün gözükmüyor. Rusya ve İran ise diplomatik çözüm olana kadar sahadaki statükonun korunması ya da yalnızca kendi lehlerine değişmesi taraftarı gibi duruyor. Türkiye bu noktada belli ki bir güvenilirlik sorunuyla karşı karşıya."

Operasyona İran'dan net karşı duruş

Bu arada Tahran'da Erdoğan ile Hamaney görüşmesinin yapılan açıklamalara da yansıdığı şekilde çok olumlu bir atmosferde geçmediği de belirtiliyor.

DW Türkçe'ye konuşan İran ve Ortadoğu Uzmanı Arif Keskin, Astana'da Hamaney-Erdoğan görüşmesinin pek iyi geçmediğine dair İran basınında bilgiler bulunduğunu ve bunun Hamaney'in yaptığı açıklamada da görüldüğünü belirterek İran'ın bundan sonra sadece Suriye değil Irak bağlamında da Türkiye'yi zora sokabilecek bir tavır içinde olmasının sürpriz olmayacağını belirtti. 

Keskin, Hamaney'in "Türkiye'nin güvenliği bizim güvenliğimizdir. Suriye de Türkiye'nin güvenliği olmalı” dediğini aktararak, bu sözleri şöyle yorumladı:

"Bu aslında bir nevi örtülü tehdittir ve anlamı şudur: Türkiye, Suriye'ye operasyon düzenleyecekse güvende olamaz. İran, Türkiye'nin Suriye arayışından ciddi şekilde rahatsız olduğu belli ve bunu da söyledi. Tahran'ın beklentisi Türkiye'nin operasyondan vazgeçmesi. Erdoğan ise Hamaney görüşmesi sonrası kararlı olduklarını yineledi.  Bu bir inatlaşmaydı aslında. Bu süreç İran'ı farklı bir senaryoya yönlendirebilir ve İran Türkiye'yi Irak'ta da zor duruma sokarak onu çift taraflı sıkıntıya sokmak isteyebilir."

İran ve Ortadoğu Uzmanı Arif Keskin
İran ve Ortadoğu Uzmanı Arif KeskinFotoğraf: Privat

Özdağ da operasyon için adı zikredilen Tel Rıfat bölgesinin İran'ın denetimindeki Zehra ve Nubul'a yakın bölgeler olduğuna işaret ederek Türkiye'nin operasyon yapması durumunda İran denetimindeki silahlı güçlerle doğrudan karşı karşıya kalma riski bulunduğunu vurguladı.

İkidarın Astana sürecine kadarki Suriye politikasının İranlılar özelinde olumsuz bir bakiyesi bulunduğunu da anımsatan Özdağ, şunları söyledi:

"Suriye krizinin başından Astana Süreci'nin başladığı 2016 sonlarına kadar aslında Türkiye ve İran birbirine karşı örtük bir vekil savaşı sürdürdü. İran destekli Şii milis gruplarla Türkiye destekli ÖSO başta olmak üzere diğer Sünni-cihatçı milisler birbirine karşı savaştı. Ayrıca Suriye kriziyle birlikte Suriye'de etkisini perçinleyen İran, geçmiş deneyimler nedeniyle tam olarak güvenilir bir müttefik olarak algılayamadığı Türkiye'nin sahada bir manevra alanı edinmesini istemiyor."

DW-Korrespondentin Gülsen Solaker
Gülsen Solaker Dış politika ve iç siyasi gelişmeler ağırlıklı olarak 1997’den beri çalışan gazeteci.